B'nin Öyküsü - Daniel Quinn

"Her iz tanrının elinde başlar ve tanrının elinde son bulur, ve her iz bir
ömür boyu sürer. Avcı ve av, her ikisi de, karşılaştıklarında birbirlerinin
izlerine katılırlar, ve her ne kadar uzağa fırlatılmış olsa da tanrının
elinden dökülmeyen hiç bir iz yoktur. Tüm yollar sonsuza kadar örülen bir ağ
gibi birlikte uzanır. Senin ve benim yolumuz, böceğin ya da farenin yolundan
daha yüce değildir. Birbirinden ayrılmaz." -Daniel Quinn, B'nin Öyküsü

"Geyik bizim kurbanımız ya da mülkümüz değil - onlar biziz. Yaşam döngüsünde
bir noktada onlar biziz ve döngüdeki diğer bir noktada biz onlarız. Geyikler
iki kere anne ve babandır, çünkü annen ve baban geyiktir. Bugün yaşamını sana
veren geyik, pekala sana anne ve babadır, çünkü eğer öyle olmasaydı sen burada
olmayacaktın." - Daniel Quinn, B'nin Öyküsü

"Dünya kutsal bir yer ve kutsal bir oluşumdur... ve hepimiz onun
parçasıyız." - Daniel Quinn, B'nin Öyküsü

"Dünya bize ait değil, biz ona aitiz. Her zaman öyleydik, her zaman öyle
olacağız. Biz dünyaya aitiz. Bu gezegendeki yaşam topluluğuna aitiz - o bize
ait değil. Bununla ilgili kafamız karıştırıldı, şimdi bu kaydı düzgün
hazırlama zamanı." -Daniel Quinn, Providence

"Animizm özel nedenler için kullanılan pratik ve doktrinler toplamı değildir.
Tüm diğerlerinden ayrılabilen ve izole edilebilen bir hayat görüşü değildir.
Animistler etraflarına karşı dinsel bir bakışa sahip olan insanlar gibi bir
dine sahip insanlar değildir." -Daniel Quinn, Providence

"Asla Tanrı (ya da demeyi tercih ettiğim gibi, tanrılar) tarafından hüsrana
uğratılmadım. Çünkü asla diğerlerine karşı tanrıların benim tarafımı
tutmalarını ummadım. Eğer gribe yakanırsam, hayatını bedenimde devam
ettiren virüse karşı tanrıların benim tarafımı tutmasını ummam.
Afrika'ya seyahat edersem, boynumdan beslenmek (ve kazara bana sıtma
bulaştırmak) üzere olan bir sivrisineği tanrıların öldürmesini ummam.
New Mexico dağlarında bir yaban kedisi bana saldırırsa, tanrıların onu
öldürmem için bana yardım etmesini ummam. Okyanusta yüzüyorsam,
tanrıların köpek balıklarını uzaklaştırmasını ummam. Tanrıların virüsler,
köpekbalıkları, yaban kedileri, sivrisinekler veya diğer canlılardan beni (ya
da diğer bir insanı) kayırması yanılsamasına sahip değilim. Ve eğer beni bir
böcekten ya da mantardan daha fazla ayrıcalığa sahip değilsem, o halde neden
başka bir insandan daha fazla ayrıcalığa sahip olayım? Eğer bir arkadaşım
rastgele bir terörist şiddet eyleminde öldürürlürse, bunun için tanrıları
suçlamayacağım. Bana göre, bu anlamsız. Ve kesinlikle tanrıların beni toprak
kaymalarından, yıldırımlardan veya yanan binalardan koruması için fizik
yasalarını askıya almasını ummuyorum." -Daniel Quinn, Providence

"Animizm, çevreci bando arabasına binmek için acele etmeye gerek duymayan tek
dünya dinidir. Animizm, bando arabası Alanlar arasında gürültüyle ilerlemeye
başlamadan çok çok önceleri oradaydı." -Daniel Quinn, Providence

"Eğer yarın uyanır ve o gecenin, dünyadan tüm dini anlaşmazlıkları tamamen yok
eden, insanlığın evrensel olarak kabul ettiği yeni, yaşamsal bir din
getirdiğini öğrenirsek, bu tarihteki en büyük mucizelerden biri ve ruhsal
gelişimimizin tarihindeki en büyük mucize sayılacaktır. Bir zamanlar bu
gezegende böyle bir din vardı. Herkes az ya da çok bu gerçeğin farkındaydı,
fakat kimse - hiçbir şekilde kimse - bunun mucizevi veya olağanüstü olduğunu
hiçbir zaman öne sürmedi. Kimse bu evrensel dinin en ufak geçerlilik iddiası
olabileceğini bile öne sürmedi. Elbette, bu bizim dinlerimizden biri değildi.
Bu, Bırakanların diniydi (dinidir), ve bu nedenle hiçbir şekilde bir din
olarak hesaba katılarak değerlendirilmez, sadece bir öndindir, insanların
Alanlar arasında bu tarz ölüm saçan gayretlerine yol açan aydınlanmış ve
gelişmiş dinlere ulaşmak için geçmesi gerektiği ilkel bir evrimsel
aşamadır." -Daniel Quinn, Providence

"İzlerinin, tanrının elinde sonsuza kadar örülen ağın bir ipliği olduğunu
unutma. Tarladaki farenin, dağdaki kartalın, sudaki yengecin, kayası
altındaki kertenkelenin izleriyle bağlıdır. Binlerce kilometre uzakta yere
düşen bir yaprak yaşamına dokunur. Ayağının topraktaki izi binlerce kuşak
boyunca hissedilir." -Daniel Quinn, Adem'in Öyküsü

"Tüm yollar tanrının elinde sonsuza kadar örülen bir ağ gibi uzanır, ve senin
ve benim izlerimiz böceğin veya sincabın veya serçeninkilerden daha önemli
veya daha önemsiz değildir. Hepsi bir aradadır." -Daniel Quinn, Adem'in Öyküsü

"Yolculuğumuzu diğerleriyle birlikte yaparız; geyik, tavşan, bizon, ve
bıldırcın önümüzden yürür, ve aslan, kartal, kurt, akbaba, ve sırtlan
arkamızdan yürür. Tüm yollarımız tanrının elinde hep birlikte uzanır ve
hiçbiri bir diğerinden daha geniş veya bir diğerinden daha ayrıcalıklı
değildir. Ayaklarının altında sürünen solucan en az senin kadar tanrının
elinde yolculuğunu gerçekleştiriyor." -Daniel Quinn, Adem'in Öyküsü

"Görüyorsun, hepsi tek bir şey. Bir şey: insan ve bizon. Bir şey: ot ve
çekirge. Bir şey: çekirge ve serçe. Bir şey: tilki ve akbaba. Bir şey...ve
onun adı...ateş." -Daniel Quinn, The Man Who Grew Young

"Animist bakış açısında, insanlar kutsal bir yere aittirler çünkü kendileri
de kutsaldır. Özel bir tarzda kutsal değil, diğer herşeyden daha kutsal
değil, fakat sadece başka her şey kadar kutsal - bizon veya somon balığı veya
karga veya cırcırböceği veya ayı veya ayçiçeği kadar kutsal. -Daniel
Quinn, "Our Religions: Are they the Religions of Humanity Itself?"

"Animizm bir inanç değil bir dünya görüşüdür: Dünya kutsal bir yerdir ve biz
de onun bir parçasıyız. Bu ifadenin gerçekliği mesele değildir. Dünya kutsal
bir yer olduğunu söylemek, gerçekler hakkında değil değerler hakkında bir
ifadede bulunmaktır. "Kutsal" diyerek neyi kastettiğin bir ifadedir,
tıpkı "para mutluluğu satın alamaz" ifadesinde "mutluluk" diyerek neyi
kastettiğiniz gibi. Çok basitçe söylemek gerekirse, animizm bir inanç sistemi
değil, bir değer sistemidir. -Daniel Quinn (Ishmael Community Q & A)

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Meselemi Hiç'e Bıraktım

Max Stirner

Nedir benim olması gereken! Öncelikle iyinin meselesi, sonra Tanrı'nın, insanlığın, gerçeğin, özgürlüğün, hümanizmin ve adaletin; dahası halkımın, kralımın, anavatanımın; ve nihayet tinin ve binlercesinin. Sadece benim meselem asla benim olmamalıdır. "Yuh be, egoiste bakın, sadece kendini düşünüyor!"
Meseleleri için çalışmamızı gerekli bulan, hatta canımızı feda etmemizi ve meselelerine hayranlık duymamızı bizden bekleyenlerin kendi meselelerini nasıl gerçekleştirdiklerine bakalım bir kez de.

Tanrı hakkında köklüce şeyler müjdelemekte olan sizler binlerce yıl "tanrısallığı derinliklerine kadar incelediniz"; ve Tanrı kalbine kadar uzanan sizler, meselesine hizmet etmekle vazifelendirildiğimiz o "Tanrı'nın kendi meselesini" nasıl icra ettiğini pekala bize açıklayabilirsiniz. Ve yaptıklarını da gizlemezsiniz. Neymiş peki Tanrı'nın meselesi? Bize buyurduğu gibi yabancı bir meseleye mi tabidir, sevgi ve gerçeği kendisine maletmiş midir? Burada bir yanlış anlama söz konusudur, buysa sizi çıldırtıyor; Tanrı meselesinin sevgi ve gerçek olduğunu, dolayısıyla sevgi ve gerçeğin Tanrı için yabancı bir mesele olamayacağını öğretmektesiniz. Tanrı'nın yabancı bir işi kendine meslek etmiş olduğu varsayımı, dolayısıyla bizim gibi zavallı karıncalarla benzeş olması sizi çıldırtıyor. "Tanrı gerçek demek olmasaydı gerçeğe sahip çıkar mıydı"? Tanrı sadece kendinden yana yontuyor, çünkü o bir bütünlüktür, dolayısıyla her şey onun meselesidir! Biz ama, biz bir bütünlük değiliz, dolayısıyla bizim meselemiz küçücük ve aşağılık bir iştir; işte bu nedenle de "yüce bir meseleye hizmet etmek zorundayız". Şurası açıktırki, Tanrı'yı sadece Tanrı ilgilendiriyor, onun meşguliyeti sadece kendisidir, sadece kendisini düşünüyor ve kendi gözünde yine sadece kendisi var; vay haline Tanrı'yı tatmin etmeyene. O, kendinden üstün herhangi bir varlığa hizmet etmiyor ve sadece kendisini tatmin ediyor. Onun meselesi tam anlamıyla egoist bir meseledir.

Peki ya insanlık, meselesini kendi meselemizmiş gibi görmemiz gereken o insanlık yüce bir varlığa mı hizmet etmektedir? Onun meselesi bir başkasının meselesi midir? Ve yüce bir meseleye mi hizmet etmektedir? Hayır, insanlık kendinden başka kimseyi görmüyor, meselesi kendisidir ve sadece kendisine faydası vardır. Amaçları ve istemleri uğruna halkları ve bireyleri acılara sürükleyip kullandıktan sonra, onlara teşekkür olsun diye tarihin çöplüğüne fırlatıyor. İnsanlığın da meselesi tam anlamıyla egoist bir mesele değil midir?

Kendi meselesini bizim meselemizmiş gibi gösteren ve bizim çıkarlarımızdan dem vuran herkese tüm meselesinin sadece kendisinde düğümlendiğini açıklamama gerek yok. Bir kez olsun diğer kavramları da gözden geçirin. Hakikat, özgürlük, hümanizm, adalet, sizden kendilerine hayran olmanız ve hizmet etmeniz dışında başka bir şey istiyorlar mı?

Tüm bunlar sizden gayretle boyun eğmenizi bekliyor. Sadık yurtseverlerce savunulan şu halka bakın bir kez de. Halk için kanlı savaşlarda ölen ya da açlık ve sefaleti göze alarak savaşan yurtseverler, halkı ne derece ilgilendiriyor? Halk onların bok yığınına dönüşen cesetleri arasında "yeşeren halk" oluyor! Bireyler, "halkın büyük meselesi için" ölürken, halk onlara arkalarından teşekkür yolluyor ve kadavralarından kendine kàr payı çıkarıyor. Buna ben okkalı bir egoizm derim.

Şimdi de "Benim" dediği şeyleri şefkatle koruyan sultana bakalım. Sultan tam bir özgeci değil midir ve onun olan şeyler için yaşamını daima adamamış mıdır? Evet, "onun olanlar" için, tabii. Sen ona değil, kendine ait olduğunu göstermeye çalış ve bunu bir kez olsun dene: onun egoizmini reddetmekle zindanı boylayabilirsin. Sultanın meselesi kendisidir: o bir bütünlüktür ve kendisi için biriciktir ve "onun" olmak istemeyen birini tahammül edemez.
Bu parlak önerilerden egoistin çok daha iyi hareket ettiğini anlayamıyor musunuz? Ben, kendi adıma bundan bir ders alıyor ve bu büyük egoistlere özgeci davranıp hizmet edeceğime, kendim egoist oluyorum.
Tanrı'nın da, insanlığın da işi kendilerine dayanmaktadır, kendileridir. Benim meselem de benim. Tanrı gibi her şey ve hiçim, biriciğim.
Eğer Tanrı ve insanlık, sizlerin de doğruladığı gibi, bir bütünlük iseler, benim de onlardan eksik bir yanım yok ve "boş" olduğuma dair bir şikayetim de yok. Ben hiçim derken, boş olduğumu söylemiyorum, bizzat yaratıcı bir hiçim, bir yaratıcı olarak her şeyi yaratan bir hiç.
Tepeden tırnağa kadar benim olmayan her işe uğurlar olsun! Sizce benim işim en azından "iyi bir iş" olmalıdır? Nedir iyi iş, kötü iş! İşim demek zaten ben demek'im. Ve ben ne iyiyim, ne de kötü. İyinin de kötünün de benim için hiçbir anlamı yoktur.
Tanrı'nın işi, insanlığın işi, gerçeğin işi, iyinin işi, doğrunun işi, özgürlüğün işi ve daha niceleri. Bunların hiçbiri benim işim değildir, benim işim sadece benim olandır ve o genel değil, biriciktir, benim gibi.

Hiçbir şey benden üstün değildir!

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

isyan

15/4/2008 -Kategori: Görüntüler




Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

RADİKAL HAYVAN HAKLARI AKTİVİZMİ : ALF

15/4/2008 -Kategori: Makaleler

68’lerin özgürlükçü mücadele dalgasının geri çekilmesi tüm dünyada, kitlesel öğrenci militanlığının sona ermesi dışında irili ufaklı pek çok farklı eğilimden hareketin yeşermesi sonucunu da doğurdu. Küçük şehir gerillası ekiplerinden Yeşiller Partisi deneyimine kadar çeşitli perspektiften arayışlar kendi örgütlenmelerini inşa etme yolundaki faaliyetleriyle dönemin etkin siyasi figürleri olarak arenaya çıkıyordu artık.


Hayvan hakları hareketi de aynı yıllarda Avrupa ve ABD’nin birçok yerinde kendi şiarlarıyla bağımsız bir güç olarak varlığını perçinlemeye başlar. Genel kitlesel hareketlerin içinden ‘kadın talepleri ve dili’ ekseninde özerkleşen feministlerin duruşlarına benzer bir yönelim, hayvan hakları aktivistlerini de yeni, makro alanların içine hapsolmayan özgün bir eyleyiş doğrultusunda etkiliyordu. Bu uğurda hayvan hakları ekseni, başlı başına bir politika yapma zemini olarak işlev kazanmaya başladı. İngiltere’de kurumlaşmış bir geleneğe dayanan avcılığı engellemek için çalışmalar yapan aktivistler, yasal çalışmalarının uğradığı baskı ve saldırılar karşısında yasalarla kısıtlanmayan eylemleri 1970’lerde benimsemeye başlar. Çeşitli sabotaj grupları, hayvanları sömüren sektörlere ve mallarına yönelik eylemlere o yıllarda giriştiler. Band of Mercy adlı av sabotaj grubu, kundaklama alanında etkili işler yapmaya girer ve bu süreç iki üyelerinin 1974’te tutuklanmasına kadar varır. ( Bu dönemde tutuklanan Cliff Goodman, polisle işbirliği yaparak grubun sırlarını deşifre etmesi sonucu hayvan hakları hareketinin ilk muhbiri ‘ünvanını’ elinde bulunduruyor! )


Bu tutuklama furyası muhbirlik dışında da birtakım sonuçlar yaratacaktı tabii; hapisten daha da motive olmuş biçimde çıkan Ronnie Lee, 1976 yılında Hayvan Kurtuluş Cephesi (ALF) adını verdiği militan eylemci bir örgütü kurarak devlete meydan okuyordu. ALF, hayvanları deney laboratuarlarından kurtarmak, kötü muameleye maruz kaldıkları yerlerden kaçırarak doğal ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri yerlere yerleştirmek gibi eylemleriyle bir anda radikal hayvan hakları aktivistleri arasında müthiş bir çekicilik kazandı. ABD’de ilk ALF hücresi 1982 yılında kurulur ve aynı yıl Howard Üniversite’sine düzenledikleri baskınla deneylerde sakat bıraktırılmış yirmi dört kediyi özgürlüğüne kavuşturur.


ALF, merkezsiz ve hiyerarşik organlara sahip olmayan özerk örgütlenme modeliyle, kendi ilkelerine uyan her eylem grubunun ALF adıyla eylem düzenlemesine uygun yapısıyla yirmiyi aşkın ülkede faaliyet sürdürmekte günümüzde. Doğrudan eylemi benimseyen otonom eylemci grupların özgürlükçü ilkeleri ALF’e, geleneksel sınıfsal muhalefet odaklarından soğumuş gençler için müthiş bir çekicilik kazandırıyor. Modernizmin büyük anlatıları ekseninde şekillenen pozitivist anti-kapitalist odakların yaşamın ve doğanın çeşitliliğine yönelik politika üretemeyişi, böylesi duyarlılıkların ALF benzeri parçaya – salt hayvan hakları gibi- yoğunlaşan hareketlerin kanalına akması sonucunu yaratıyor.


AÇLIK GREVİNDE HAYATINI KAYBEDEN EYLEMCİ: BARRY HORNE


Hayvan deneylerinin yapıldığı laboratuarlara patlayıcı madde yerleştirmekten on sekiz yıla mahkum olan Britanyalı aktivist Barry Horne (1952 -2001), hapiste başladığı bir dizi açlık grevinin ardından karaciğer yetmezliğinden 2001’de hayatını kaybederek bu mücadelenin en önemli sembolü oldu. Horne’un açlık grevi eyleminin amacı Britanya hükümetini hayvan deneyleriyle ilgili soruşturma başlatmaya zorlamaktı. İşçi Partisi iktidara gelirken verdiği soruşturma sözüne rağmen pratikte bu konuda hiçbir adım atmayarak Horne’un ölümünün sorumluluğunu taşımaktadır.


Horne’un cenazesinde hayvan hakları aktivistleri “ İşçi Partisi öldü, Barry öldü” yazılı bayraklar taşıdılar. Basın, Horne’un eylemlerinde hiçbir insana zarar vermemiş olduğu halde açlık grevi süreci boyunca düşmanca bir tavır sergiledi. Horne’a ‘terörist’ yaftasını yapıştırmaktan çekinmeyen basın organları, öldüğünde bile “ Hayattayken hiç kimseydi, kundakçı olmuş bir çöpçü… Öldüğündeyse, Britanya’nın gelmiş geçmiş en başarılı terör grubunun, hayvan hakları hareketinin ilk şehidi olma mertebesine yükseldi.” şeklinde yazmaktan çekinmediler. ( Kevin Toolis, The Guardian)


BAZI ALF TUTSAKLARI


Christopher McIntosh: McDonalds şubesini kundaklamaktan sekiz yıl ceza aldı. ( 30512-013, USP Hazelton, U.S. Penitentiary, P.O. BOX 2000, Bruce Mills, WV 26525, ABD)


Jon Ablewhite : Deneylerde kullanılmak üzere laboratuarlara domuz tedarik eden bir çiftçiye şantaj yaptığı gerekçesiyle on iki yıla mahkum oldu. ( TB4885, HMP Nottingham, NG5 3AG, İngiltere)


Sarah Gisborne :Huntingdon Life Science laboratuarında çalışanlara ait sekiz araca zarar vermekten beş yıl hapse mahkum edildi. ( LT5393, HMP Cookham Wood, Rochester, Kent , ME1 3UL, İngiltere )


Peter Young: Altı kürk çiftliğinde hapis tutulan mink ve tilkileri serbest bırakmaktan iki yıl ceza aldı. ( Peter Young Support Fund 740A 14th St.237 San Francisco, CA 94114)


ALF HEDEF VE İLKELERİ ( Kutu-kutu-kutu)


  • Hayvanları, deney laboratuarları, sınai çiftlikler, kürk çiftlikleri gibi kötü muameleye maruz kaldıkları yerlerden kaçırıp acı çekmeden,doğal ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri yerlere yerleştirmek.


  • Hayvanları sömürerek ve onlara kötü muamele ederek kar elde eden kurumlara yönelik ekonomik sabotaj eylemleri gerçekleştirmek.


  • Şiddet içermeyen eylemlerle ve özgürleştirme faaliyetleriyle, kapalı kapılar ardında hayvanlara yapılan işkenceleri ifşa etmek.


  • İnsan ya da insandışı olsun hiçbir hayvana zarar gelmemesi için gereken bütün önlemleri almak.


  • Vejetaryen ya da vegan olan ve ALF ilkelerine uygun eylemler gerçekleştiren her kişi ya da grup kendini ALF’nin parçası olarak tanımlama hakkına sahiptir.

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Sisteme ‘yaralanacağı yerden vuran’ eylemci :KACZYNSKİ

15/4/2008 -Kategori: Makaleler

Gökhan Gençay


1996 yılına kadar 18 yıl hedefi olarak belirlediği kurumlara gönderdiği bombalı paketler nedeniyle aldığı ömür boyu hapis mahkumiyetini ABD zindanlarında tecrit altında çeken Thedore Kaczynski’ye (nam-ı diğer Unabomber) yönelik bir bellek tazelemesine girişiyoruz ‘hapishanedekilere’ yakın plan bakış temalı sayfamızda. ( Meraklısına not:Unabomber, ABD istihbarat teşkilatlarının bombalı eylemler düzenleyen kimliğini tespit edemedikleri eylemcilere verdikleri isimdir.)


T. Kaczynski, Harvard Üniversite’sinden mezun olmuş dahi bir matematik profesörü. Senelerce ABD’nin çeşitli üniversitelerinde çalıştıktan sonra bir anda akademik ortamlardan çekilerek Montana’da bir orman kulübesinde yaşamaya başlamış, “ teknoloji dünyanın mevcut durumundan sorumludur ve dünyanın gelecekteki gelişimini kontrol edecektir. Bu yüzden ortadan kaldırılmalıdır.” şeklinde özetlenebilecek düşünsel evriminin tutarlı ve samimi biçimde gereğini yapmaya koyulmuştu. Bu uygarlıktan ve insanlardan uzak derviş misali yaşantısı, tekno-endüstriyel sistem karşıtı eylemlerin faili olduğu oldukça trajik biçimde ortaya çıktığında tüm dünyanın şaşkınlıkla yoğunlaşmış ilgisini üstüne çektiğinde başka bir şekle bürünecekti.


Kaczynski’nin ilkelerine birebir sadakatle inşa ettiği mücadelesine gizemli bir eylemci olarak devam ederken, yakalanmasına yol açan tekno-endüstriyel sistem karşıtı manifestosunun Washington Post gazetesinde yayımlanma hadisesiyle profesyonel biçimde seçtiği hedefleri bombalayarak imha eden romantik imajı bir anda allak bullak olacaktı. 19. yüzyıl anarşist figürlerine yaraşan bir karizma ve kararlılık halinin günümüzdeki yansımasını sembolize eden Kaczynski, Washington Post’a yayımlanmadığı koşullarda çeşitli noktalara bombalı saldırılarını sürdüreceği tehditiyle yolladığı manifestosu - çaresiz kalan FBI ve federal savcı tarafından mecburiyetten onaylanarak - 19 Eylül 1995 günü gazetede çıkarken kendisi için zor zamanların başlayacağını muhtemelen hiç hesaba katmamıştı.


Doğadaki tüm canlılar için asıl tehlikeyi ifade eden endüstriyel kurumlaşmanın toptan yok edilmesi gerektiğini güçlü bir sesle haykıran manifesto, tüm dünyada yankılar yarattı ve çeşitli dillere çevrildi. Ancak bu popülarite Shakespear trajedilerine yaraşan bir deşifre olma ve yakalanmanın da yolunu açacaktı. Washington Post’taki manifestoyu okuyan Kaczynski’nin kardeşi David, metnin içerdiği fikirler ve kullanılan üslubun yıllardır münzevi bir hayat süren abisi Thedore’un kendisine yolladığı mektuplardaki üslup ve içerikle benzerliğini fark eder, ve bu düşüncesini FBI’yla paylaşmaktan imtina etmeyen bir kardeş olarak David, abisinin Unabomber olabileceğini ihbar ederek Kaczynski’nin kulübesini devlete deşifre etmiş oluyordu.


17 Nisan 1996 günü tüm gazete ve TV’ler yıllardır eylemleriyle ve düşünsel cevherler barındıran metinleriyle dünyayı sarsan Unabomber’ın yakalandığını duyuruyordu. Bir efsane daha küresel propaganda araçlarının dedikodu ağlarının eline malzeme olarak sunulmuştu böylelikle. Kaczynski’nin yakalanma süreci kadar davası da gündemi uzun bir süre meşgul etti. Kendisi hakkında ‘akli dengesi bozuk’ temalı bir savunma düzenleyen avukatını kararlı biçimde azleden Kaczynski, mahkemesi süresince de manifestosunu vareden düşüncelerinden bir adım geri atmadı. Bir yandan da Unabomber olduğu yolundaki tüm iddiaları reddetti.


ABD usülü ‘gösteri demokrasisi’ böylesi bir davada da yine kendine özgü sirk atmosferini yaratarak Kaczynski’ye verilecek ceza konusunda telefon hatları açtı o günlerde. ‘Asılmalı mı, asılmamalı mı’ şeklindeki soruya telefonla yanıt verenlerin çoğunun çeşitli aygıtlarla üzerlerine akıtılan onca propagandaya rağmen ‘asılmamalı’ seçeneğinde karar kılması da o dönemin hatırlarda kalan ilginç bir ayrıntısıdır.


“ Tekno-endüstriyel sistem, sözde ‘demokratik’ yapısı ve sonuçtaki esnekliğine bağlı olarak, olağanüstü derecede dayanıklıdır. ‘Demokratik’ sistemde, toplumsal gerilim ve direniş tehlikeli bir şekilde inşa edildiğinde, sistem bu gerilimleri güvenli bir seviyeye çekmek için yeterince esner ve uzlaşır.


Bu yüzden, sisteme yaralanacağı yerden vurmak için, sistemin geri tepmeyeceği, sonuna kadar savaşacağı konular seçmek zorundasınız. Çünkü ihtiyacınız olan, sistemle uzlaşmak değil, ölüm kalım mücadelesidir.” diyerek ırkçılık, cinsiyetçilik, homofobi gibi günümüz toplumsal aktivistinin gündemini teşkil eden sorunlara karşı verilen mücadelerin eninde sonunda sistemi esneterek, içeriden eklemleneceğini ileri süren Kaczynski , bireyci temelde algılanmaya fazlasıyla müsait radikal sistem karşıtı düşüncelerini hapishaneden de zenginleştirmeye devam ediyor.


Destek ve mektuplaşmak için adres: Ted Kaczynski (04475-046), US Pen- admin Max Facility, PO Box 8500, Florence Colarado 81226, USA




Kutu- kutu- kutu


- “ Herhangi bir çatışma biçiminde, eğer kazanmak istiyorsanız, düşmanınızın yaralanacağı yerine vurmanız gerekir.


…. Birisi size yumruk attığında, kendinizi onun yumruğuna vurarak savunamazsınız, çünkü onu bu yolla yaralayamazsınız. Kavgayı kazanmak için yaralanacağı yere vurmanız gerekir. Bu da demektir ki, yumruğun ardına geçmeli ve o kişinin bedeninin duyarlı ve zayıf yerlerine vurmalısınız. “


  • Kaczyinski’ye göre vurulması gereken hayati organlar:


  1. Elektrik endüstrisi

  2. İletişim endüstrisi

  3. Bilgisayar endüstrisi

  4. Propaganda endüstrisi

  5. Biyoteknoloji endüstrisi


Tüm bunların sistemin esas değerleriyle bağdaşmayan radikal tekno-endüstriyel yapı karşıtı sonuçlar doğurmaya muktedir yegane alternatifler olduğunu savunuyor.

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı